Çarşamba, Temmuz 05, 2006

Tembel Blogger


Çok tembelim biliyorum...Çok ihmal ettim sevgili blogumu. Marttan bu yana neler yaptigimi yazayim once...

- Biri kucuk biri buyuk olmak uzere iki kez iş nedeni ile yurtdışına çıktım. Küçük olan 1 hafta, büyük olan 15 gün sürdü. İş gezilerinin ön hazırlıkları ve sonrasında takip raporları derken,

- Evimi tasidim. Bence dünyanın en zor seyi tasinmak. Bir taraftan da guzel. Evdeki hersey elden gecti, tamir edildi. Uzun zamadır bekleyenler ihtiyaç sahiplerine verildi. Geri kalanlar çöpü boyladi. İhtiyacımız varmıs boyle bir degisikliğe. Cebimizde bizde bir hayli hafifledik :)

Yeni mutfagim eskisine nazaran oldukça buyuk. Heves işte, penceremin onune pespembe bir sarduya bile kondurdum. Kullanmadigim her turlu tabak canak cikti meydana. İcimiz acilsin guzel sofralar kurabilelim diye.

Bu mutfak geniş olmasina ragmen firinli ocagimi koyacak yeri yoktu. Zaten memnun olmadigim icin buyuk bir keyifle balkona transfer ettim kendisini. Simdi midi boy bir firinim bir de bulaşık makinasi ustu ocağim var.

Hevesle mutfak anlatiyorum sanirim eski evimdeki mutfagimdan cook daralmisim. Simdi canim mutfagimdan cikmak istemiyor :))

Yaz mevsimin iç acici olmayan taraflari da var elbette. Halam ne yazik ki agir hasta. O kadar duskunuzdur ki birbirimize onu boyle gormek mutsuz ediyor beni. Aslinda goruyor da sayilmam...Ailemin hatiri sayilir bir kismi ile aramizda 750 km var...En yakin dostlarimdan bir tanesinin annesi ciddi bir hastaliga tutuldu ve ameliyat oldu. Elimizden bir sey gelmiyor ne yazik ki.

Haberler boyle...

Not: Penceremdeki pembelerin resmi gelene kadar nefis kırmızılar acsin icimizi...

Pazartesi, Mart 27, 2006

Moleskine & Trevi

The sketchbook of Vincent van Gogh (1888/1890)Courtesy of the Van Gogh Museum of Amsterdam


Bu kadar ara vermeyi hiç istemedim. Ama mazeretim hazır...

İki yurtdışı seyahati sığdı bu süreye...İlki Almanya-Berlin...Şubatta Berlin çok ama çok soğuk oluyormuş tecrübeyle sabittir :) İncecik tabanlı ayakkabılar ve takım elbise ile iş peşinde koşarken bir de kabanla uğraşmak çok yorucu idi. Neymiş, soğuk havalarda "şık" olmak bir sanatmış ve her babayiğidin harcı değilmiş...

Berlin'de bir defter edindim. Moleskine defterlerinden. Hemingway, Picasso, Matisse, Van Gogh gibi sanatçıların tercih ettiği, mürekkebi dağıtmayan, sarı sayfalı, siyah deri kaplı ve lastikli defterlerden...Sadece dokunmak bile hoşuma gidiyor...Eğer bir yerlerde gözünüze çarparsa edinmenizi tavsiye ederim...

İkinci yurtdışı maceram ise son derece beklenmedik bir şekilde İtalya-Roma'yaydı. Yine iş nedeni ile bir haftasonumu Roma da geçirdim. Ve aşık oldum...Michelangelo'ya...25 yaşında yaptığı Pieta'sına...St. Pietro Katedraline...

Ama en çok etkilendiğim, tüm bir günümü hatta daha fazlasını hiç sıkılmadan onu seyrederek geçirebileceğim Trevi çeşmesi oldu. İlk defa görecek olanlar çok şanslı...İlk defa Trevi'yi görmek soluk kesici...Sadece çalınmış bir 10 dakika geçirebildiğim Trevi çeşmesine sırtım dönük 3 tane bozuk para attım...Ona birkaç kez daha gelebilmek umudu ile :)

İş nedeni ile gezmek çoğu zaman kıskanç bakışların ve tepkilerin hedefi olmak anlamına geliyor. Kendimi suçluymuşum gibi hissediyorum...Çoğu zaman gittiğim yerlerden bahsetmek istemiyorum bile...Çekiniyorum...Evet nazar değecek diye korkuyorum...Elimde değil...

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, Moda cenneti İtalya'dan, Zeytinyağı, Balzamik Sirke, Kırmızı Şarap Sirkesi, Kurutulmuş Domates, Parmesan, Mozarella, Makarna ve Chianti getirdim. Elimde olsa Partheon'un oradaki şarküteriyi İstanbul'a taşıyacaktım ama...

Salı, Ocak 17, 2006

YAKALANDIMMM

Mimarcım Canım Begümcüm yakalamış beni. Abur cubur ne yediğimi sormuş. Hemen utanç listemi yazayım...

- Kabak Çekirdeği: Evet bu sırrı kimse bilmiyordu ama sigarayı bıraktıktan sonra deliler gibi atıştırma ihtiyacı hissediyorum. Badem, fıstık leblebi cips (ki bunlar az sonra neler okuyacağınızın sinyalidir) derken en zararsız kriz gidericiyi buldum. Tuzsuz kabak çekirdeği. Tek sorun evi berbat ediyoruz..Her yere giriyor kabukları sinir geliyor bana...

- Kalorili tüm kuruyemişler: Fındık, cashew, ceviz, BADEM, antep fıstığı, kuru kayısı, kuru incir...

- Domatesli Haşhaşlı Doritos: Markette o rafa bakmıyorum. Çok ciddiyim...Cips Raflarından uzak duruyorum. Yoksa durum felaket...

- Kısır: Bir arkadaşımın annesi çok güzel yapar. Bir kere herkese tabaklara koyduktan sonra tüm tencereyi bana vermişti. Nasıl sevmiştim ..el teyzeyi...

- Zeytin: Her dolabın kapağını açtığıma yürüttüğüm lezzet. Tamam yararlı ama işin ucunu kaçırınca hiç keyifli olmuyor. Dünyanın kalorisini alıyorum

-Bitter Çikolata: Lindt'in %70 kakaolu olanı...Çikolata düşkünlüğümde sigaradan sonra başladı maalesef...Eskiden neredeyse hiç yemezdim...

-Diet Cola: En kötü alışkanlığım :( Bir tamamen bırakabilsem...

- Whopper: Uzak duruyor olmam kendisinden, asla ama asla unuttuğum anlamına gelmiyor...

Tüm suçlarımı yazdım size...Uzak durmaya ve abartmamaya çalıştığım günahlarım ve ben hepsini çok ama çoook seviyorum...

Cuma, Aralık 30, 2005

Hesaplaşma


2005 nasıl geçti...
  • Kesinlikle 2004'ten iyi geçti.
  • 2004'te olduğu gibi 2005'te de sevgiliydim...2006' da da olacak gibiyim :)
  • Abim bana kızkardeş getirdi...Evlenmesi ile birlikte ilişkilerimiz daha iyiye doğru gelişti. Bu beni çok mutlu ediyor.
  • Sağlıkla ilgili çok büyük bir sorun yaşamadık Allahıma Şükür
  • İş değiştirdim
  • Mobilize olduk
  • Okyanus gördüm...Kıta değiştirdim...
  • En sevdiğim ünlülerden biri ile tanıştım üstelik resim bile çektirdim tüm görgüsüzlüğümle...Hikayesi çok komik. Hayatımın en büyük rezilliklerinden biri...
  • Sevgilim ile hayatımızın en güzel tatillerinden birini yaptık.
  • Dostlarımdan ikisi 2006'da anne olacak. Bu süreci birlikte yaşamak çok keyifli... İnşallah bebeklerini sağlıkla kucaklarlar.
  • Blog dünyasını keşfettim.
  • Daha doğal beslendik. Katkı maddelerinden olabildiğince uzak kaldık.
  • Sevgilim bana sims2 aldı.

Burada yazmak istemediğim kötü zamanlarda oldu elbette. İncindiğim, kırıldığım, deliler gibi ağladığım hayattan kopma durumları da yaşadım...ama olsun hayat bu işte.

GELECEK SENE GÖRÜŞÜRÜZ...HEPİNİZE SAĞLIKLI BİR 2006 DİLİYORUM...

Salı, Aralık 20, 2005

Var mı böyle pasta


Ben bundan istiyorum...

Perşembe, Aralık 15, 2005

Lekesiz Aklın Sonsuz Günışığı













Hayat seçimlerden ibaret. Seçenek sayısının bir önemi yok. Seçimlerini neye göre yaptığın önemli.

Kimlere müdahale hakkı verdiğin /vermediğin, neleri bu sürece dahil ettiğin/etmediğin kısmı da kişinin kendini tanıma sürecine giriyor.

Garip bir huyum var benim. Kriz anlarında daha çok krizi nasıl yöneteceğime odaklanıyorum. Kriz dediğim de işte yaşananlardan tutunda temizlik yapmaya kadar uzanan irili ufaklı sorun yumakları.

Kriz geçtikten sonra ise sudan çıkmış balığa dönüyorum. Kriz esnasında bastırdığım her şey sonrasında su yüzüne çıkıyor. Çoğu kişi bu tarz duyguları yaşayıp bitirdiği için, benim sonradan yaşadıklarım anlamsız bir geriye dönüş olarak görünüyor.

Benim hayatla baş etme yöntemim bu galiba.

Bir de uzun zamandır kendimi rahat/gevşemiş hissetmiyorum. İşte, evde heryerde inanılmaz kontrollüyüm. İşin kötü tarafı bunu bilinçli olarak yapmıyorum. Kontrollü kasıntı anlamında değil. Sürekli kafamın içinde kurduğum senaryolar, planlar, beklentiler, hayal kırıklıkları derken kaskatı kesilmiş duruma geliyorum.

Tatil değil bunun ilacı. Tatile kafanı da götürüyorsun. İç hesaplaşmaların/kavgaların bitmedikçe geçici bir uzaklaşma durumundan başka bir şey olmuyor.

Kendimle süreki kavga/çatışma halindeyim. Bugün işe gelirken hayatımın siyah ve beyazlardan oluştuğunu düşündüm. Hayatımın ortalamasını alınca elde kalan tonu belirsiz bir gri. Ben anı yaşarken grileşemiyorum.

Bir zamandır boğazımda bir yumru var. Ne yutabiliyorum ne tükürebiliyorum...Bedenim yay gibi. Aklım karışık. Tedirginim.

Sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum...Eğer kontrolümü kaybedersem...eğer bende zayıf, yorgun düşersem...eğer hayal kırıklığına uğratırda daha çok üzersem...

Benim seçimim bu. Şimdi bunun sancısını çekiyorum.

Cumartesi, Aralık 10, 2005

Küçük Şeyler




...
Hep Küçük Şeyler Bizi Usandıran
Küçük Şeyler Bizi Utandıran
Hep Küçük Şeyler
Küçük Şeyler Bizi Yarıştıran
Küçük Şeyler Bizi Uzlaştıran
Küçük Şeyler Hepsi de Küçücük Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren
...

Bülent Ortaçgil/Küçük Şeyler

...

Bugünlerde beni mutlu eden küçük şeylerden 10 tanesi

1- Güne sağlıklı uyanmak; ki ben sabahları cok lanet birsey oluyorum ama sevdiklerimin ve benim güne sağlıkla başlayacaklarını bilmek huzur veriyor

2- Sabah çayını ofiste kimse yokken içmek ve bloglarımı kontrol etmek.

3- Detay peşinde koşarken kimsenin farketmediği yenilikleri görmek.

4- Temizlik sonrası evim. Herseferinde daha uzun sürmesini umduğum derli topluluk hali...

5- "Film Sinemada Seyredilir"

6- Bebek bekleyen arkadaşlarımın gözlerindeki ışıltı.

7- CandyBag Çantam. Sevgili Begüm'ün hediyesi. Metroda bile nereden aldığımı sordular. Aldığım en güzel hediyelerden bir tanesi :)

8- Divan Çikolataları. İşin kötü tarafı pastanesi yol üstünde. Tam bir irade savaşı veriyorum hergün...

9- Tatillerde aldığım seramiklerim. Büyük seramik nazar boncuğum. Nazar boncuğu saplatım...

10- Şükredecek çok şeyimin olması...

Kumsaatimi kim okuyor bilemiyorum ama YemekveBiz'den Zeynep ve Figen'i sobeliyorum. (umarım okurlar yoksa fena rezil olacağım)

Cumartesi


Bugün ne yaptım...

Tüm haftaiçi günlerim birbirine benzediği için ben bugün yaptıklarımı yazmaya karar verdim...

1- Kahvaltı: İşe gitti bugün Aticim. Bu nedenle sabah ikimizinde cok sevdigi "Cingen Pilavı" yaptık. Light beyaz peynir, domates, maydonoz, dereotu, yeşil biber ve taze soğanı küçük küçük doğrayıp karıştırdık. Biraz da zeytinyağı ekleyip yedik. Afiyet oldu :)

2- Sevdiklerimle telefon görüşmeleri: Annemler, Halamlar, Dost1, Dost2 ...telefon sohbetleri iyi geldi

3- Dost 3 ile bulustuk ve Beşiktaşa gittik. Buğday Derneğinin çıkardığı 2006 ajandasını almak istiyordum ve bu sefer farklı bir buğday noktasına gitmek istedim. Dost3'le beraber ver elini Beşiktaş...Kırkambarın yeri çok kolay, hemen bulduk... Kurutulmuş sebze, kuru börülce, avokado ve ajanda aldım. Deniz tuzu alacaktım unutmuşum ama artık sık giderim ben Kırkambar'a...Bir uğradığımda alırım artık...

4- Internetten avokado tariflerine baktım. Mutfakta Zen'de Sevgili Tijende yazmış avokadoyu ama sanırım ben guacamole tarzı domatesli soğanlı bir sos yapacağım. Hele bir yumuşasın avokadom...

5- En sevdiğim yemeğin ne olduğunu düşündüm. Hayatta en keyifle yediğim yiyeceğin, üzerinde zeytinyağı, limon ve tuz gezdirilmiş domates ve kızarmış köy ekmeği olduğuna karar verdim. Aslında bir sofrayı keyifli kılan da sofrayı paylaştığın kişilerdir. Atim ile her sofra güzel...

6- Atiye kuru börülce haşladım. Salata yapacağım. Egeli bir kocam olduğu için çook şanslıyım. Haşlanmış brokoli ve börülce salatası olacak menüsü. Zeytinyağımız sızma, yanına limon ve birazcık tuzdan başka bir şeye gerek yok ve ihtiyaç yok.

7- Evde ekmek yapmak istiyorum. 7 tahıllı una baktım ama göremedim. Mutlaka denemek lazım

8- Kendime kızdım bugün yine. O kadar ot severim bir pazara gtimiyorum. Ama bu şehirde pazarcılar elletmiyor mallarına. Bense dokunmadan koklamadan almayı sevmem. Soğumuşum pazara gitmekten...Ama pazara gitmeyince de bazı bilmediğim otları tanıyamıyorum. Ne yapmalıyım bilmiyorum.

9- Yurtdışı gezilerim genellikle iş nedeni ile oluyor ama bir daha kendime zaman ayırıp mutlaka yemek kitabı almalıyım dedim kendi kendime. Yemek kitabı okumayı seviyorum tembellik edip yapmasam bile...

10- Babam ve Oğlum 3. hafta sonunda 188bin kişi yaptı. Film müziklerini ve DVD'sini de heyecanla bekliyorum...

11- Uzun zamandır ilk defa bugün sütlü kahve içtim. Çocukluğumdaki gibi sütü kaynatıp içine kahve karıştırlarak yapılandan ama...Tek farkı artık şeker kullanmamam

12- Takip ettiğim bloglarda hiç güncelleme olmamış. Herkes nerede merak ettim...

13- Sinemasever hatta sinefil olarak bu yazıya uygun poster budur dedim ve ekledim. "Saturday Night Fever" posteri de olabilirdi ama o saçlara maruz kalmanızı istemedim :)

14- Ağırlıklı olara yemek-içmek konulu domestik bir cumartesi geçirmişim. Biraz sonra bir kitap ile gömüleceğim koltuğa...

10 aralık cumartesi günü böyle geçmekte işte :)

Pazartesi, Aralık 05, 2005

Olmuyor...Olmuyor...


Geçen yazımda 65 adet blog takip ettiğimiz söylemiştim. Saydım tam 25 tanesi yemek ile ilgili bloglar...

Aslında karar almıştım hiçbir yemek blog'unu okumayacağım, bakmayacağım diye. İtiraf ediyorum benim kilo problemim var...Hatta eşiminde kilo problemi var...Yani bizler salata ile beslenmesi gereken, yediğine dikkat etmesi gereken ırktanız. Şimdiii, açıyorum portakal ağacı'nı bir pilav tarifi mesela...resim şahane...tarif kolay.. e seviyoruz, beğenerek yiyoruz kendisini...hoooop akşama yemek, baldırlara kilo...

Sonraaa bir bakıyorum yemek ve biz'de Figen ve Zeynep...yine şahane çorbalar yapmışlar. Hava soğuk çorbalar mis, yapmasam olmaz derkeeen hoop akşama yemek...

Evcini, Mutfakta Zen, Kedili Mutfaklar, Gelincik Tarlası, benim küçük mutfağım derken iş çığrından çıkıyor...

15 gün önce karar aldım..."okumayacağım..." sonra karar yumuşadı ..."okusam bile tokken okuyacağım gaza gelmeyeceğim..." derken " canım şimdi okumadan da olmuyor kim ne yapmış ona bakıp çıkacağım".. son durum ise, hepsi kayıtlı kim ne zaman güncellerse anında takip...Sherlock Holmes misali dikizliyorum tüm mis gibi kokan mutfakları...

Kilo meselesi ile ilgili hala bir gelişme yok. Sigarayı bırakan irade, yemek yemeyi bırakamıyor. Bu yaşlarda anneanne gibi giyinmeme neden olan kiloları vermek konusunda çok zorlanıyorum. Damarlarımda kokoş kanı akmıyor benim.. Hayır birazcık aksa, hani şu"makyaj yapmadan asla sokağa çıkmam"lardan olabilsem azıcık çok güzel olacak ama...

Neyse kıssadan hisse madem yemek bloglarını okumadan--hatta hasetimden çatlamadan*---duramıyorum, o zaman en azından tokken okuyup zararı en aza indermek en doğrusu derim ben...

*O kadar güzel yemekler yapıyorlar, öyle güzel sofralar kuruyorlar ki kıskanıyorum ben de ondan..yoksa yok öyle haset maset ayıp billahi...

Cuma, Aralık 02, 2005

Blog Delisi

Tam 65 adet blog takip ediyorum. 23 tanesi işimle ilgili geri kalanları ikiye böldüm. Kahve molalarında okuduğum ve yemek blogları olarak. Yemek bloglarını evde okuyorum. Şimdi iş yerinde ciddi ciddi takılırken birden açılan kek börek resimleri çok domestikleştiriyor.

Evde ADSL, işte ADSL ömrüm bilgisayara yapışık geçiyor resmen...

Bunların hepsini bloglines ile takip ediyorum.

Begüm "Blog Çılgınlığı" diye bir yazı yazmıştı..Bu durumda bende kendimi blog delisi ilan ediyorum...

Perşembe, Aralık 01, 2005

Ofis Halleri

Yeni işe başlamaktan hoşlanmıyorum. Yani iş değiştirmek anlamında. Alışmak için geçen süre çok daraltıcı. Boğazım sıkılıyor, kızıyorum hatta hiç huyum olmadığı halde susup oturuyorum...

Aynı ofisi paylaştığın iş arkadaşların için tehditsin. Bilinmezsin. İyi niyetle yaptığın herşeyin yanlış anlaşılma olasılığı daha büyük olduğu için her hareketini iki kere düşünmen gerekiyor. Hele görev tanımı belli değilse daha da karmaşıklaşıyor herşey.

Aynı seviyede işe başladığın diğer ofis arkadaşların için ise, onlara yardım için gelen yeni çaylaksın. Seni kendi elemanları zannediyorlar. 40-50 kişilik operasyonları yönetmiş olman pek bir anlam ifade etmiyor. Hatta ofiste bir "oda" durumu varsa amaaaan... Çok fena...Kırmadan ince ayarla herkese varlığını ve kendini doğru anlatman gerekiyor.

İşin aslı, ofisteki herkesin son derece makul insanlar olduklarını düşünüyorum. Ama birbirimize alışmak için zaman gerekiyor. Bir de görev tanımlarının belli olması elbette...

Çarşamba, Kasım 30, 2005

Arayıp bulamadığım albümler

Öğrenciyken Cemal Reşit Rey konser salonunda çalışmıştım bir süre. Oradayken hiç unutmadığım bir konser vardı, Kent Orkestrası ve Grup Gündoğarken. Amca o zamanlar bu kadar ünlü değildi...
Konser öncesi provalardan tutunda konserin her bir dakikası unutulmazdı...Hele "Sen Benim Şarkılarımsın" çalmadan önce okunan bir aşk mektubu, bir evlilik teklifi, tüm salonun kopması ve dansa kalkması inanılmazdı...O ortamı anlatamam size..dilim varmaz...

İşte ben "Mest Of Gündoğarken" albümünü bulamıyorum. Arşivim için orijinal olsun istiyorum ama yok yok yok...

Oldum olası iyi okurum. Kitaplara para harcama konusunda balık beyinliyim. Paramı sonsuz zannedip tüm Mephisto'yu kaldırabilirim. Neyse, ben Atilla İlhan'ı geç keşfettim...pişmanım...bir de Zuhal Olcay'ı bir de "Ayrılık da Sevdaya Dahil" i...Zuhal Olcay'ın İhanet albümü. Yoklar listesinde...deli olacağım...

Neyseki mp3ler acımı hafifletiyor ama ben orijinal istiyorum ama ya..

Lise zamanlarımın ilk starlarının büyük aşkı...Kadının sesi deniz derya..Bir şarkı söylemeye başlasın tüyler diken vaziyetinde. Hele "Yalnızlık Senfonisi"ni Aspendos'ta daha albüm piyasada değilken dinleyince dünyadan kopmuştuk. Hoş o ilk albüm bence en kötü albümüdür Sertab'ın. La'l' i severim ben. Bence en iyi albümüdür ama hasretliğim Sertaba değil Levent Yüksel'e...Med Cezir'e... yok CD'si meydanda...

Med Cezir
İstanbul
Dedikodu
Tuana
Onursuz Olmasın Aşk

Aghh!!!Çok özlemişim ben bu şarkıları...

O albümde tadına doyulmaz şarkılar var. Hatta herbirinin ayrı bir anısı var...

Hepsi için ideefixe'de bekleme listesindeyim. Bu albümleri edinene kadar yılmayacağım...


Bu arada Pazar günü 1990 Ocak'ta yayınlanmış bir Number One seyrettim. Ömer Karacan ne kadar gençmiş...O zamanlar ne çok seyrederdik, iple çekerdik cumartesi günlerini...Bir de pop saati vardı...bir de Sezen Cumhur Önal.

Çok konundan konuya atladım ama aklıma dün gördüğüm rüya geldi Sezen Cumhur Önal deyince...Ne alakaysa rüyamda Nat King Cole ve Nathalie Cole'un düet yaptığını gördüm. Hatta Unforgettable'dı şarkı..Ne güzel bir rüyaydı o öyle...Sabah sabah "çikolata renkli" şarkıcılardan çikolata gibi şarkı dinleyerek uyanmak...Genelde huysuz suratsız olurum sabahları...O sabah şakıyarak uyanınca kocacımda şaşırdı kaldı...


Alakasız not: Babam ve Oğlum görülmemiş bir şey yaptı...İlk haftasonu yaptığı açılış rakamını %125 arttırdı. Bu sektörde görülmemiş bir durum. Genelde filmler ikinci hafta sonlarında %30-60 oranında seyirci kaybına uğrar. Umarım rakamı daha da artar...Bu kadar iyi bir iş, çok daha iyi rakamlara ulaşır ve böyle iyi filmler sektörü canlandırır. Çok mutlu oldum ve sizinle paylaşmak istedim.

Alakalı Not: Resim bir artwork çalışmasıdır. İzin sorunu yoktur.

Pazar, Kasım 27, 2005

Şiddetle tavsiye edilir

Babam ve Oğlum

Mutlaka izleyin...Çağan Irmak'ın yönetmenliğini, cast'ın nasıl iyi seçimlerden oluştuğunu ve sinemanın tadının damağınızda kalacağını bilerek gidin...
Yalnız gözyaşlarına boğulabilirsiniz. Mutlaka mendillerinizi de alın yanınıza ama ne olur eğer bu sayfayı okuyorsanız mutlaka ve mutlaka zaman ayırın ve seyredin Babam ve Oğlum'u..

Harry Potter & Goblet Of Fire

En iyi Harry Potter filmi. Tüm dünyada 3 günlük açılış rakamı en iyi filmler listesinde 4. sırada. 101.4 milyon dolar ile.
Ekip büyümüş ve rollerine daha iyi oturmuş. Tek sorun biraz uzun olması tam 156 dakika- reklam, ara, fragmanlar hariç- Bir de 13 yaş sınırı aldı...yani artık çocuk filmi değil Harry Potter. Ha birde Victor Krum' un takım arkadaşlarından biri rolünde, Harry Potter'ın balo kavalyesini de dansa kaldıran çocuk Türk...
Ben iyi vakit geçirdim... Eğer fantastik filmlerden hoşlanırsanız çok keyif alabilirsiniz...

Perşembe, Kasım 24, 2005

Bewitched




...ben bayıldım bu filme...
Nicole Kidman çok iyi bir oyuncu
Ayrıca tüm film boyunca o kadar güzel giyinmişti ki gözlerimi alamadım
>>>>MERHABA<<<<